Programımızın değerli konukları! Son programda Adem’in iki oğlu hakkında Kuran’da anlatılan hikâye ile ilgili bir sohbete başlamıştık. Hz. Adem’in (a.s) iki oğlunun- Habil ve Kabil’in- her ikisinin de Yüce Allah’a kurban verdiğini, ancak ilkinin kurbanını Allah’ın kabul ettiğini ve ikincisinden kabul etmediğini anlatmıştık. Böylece kurbanı kabul edilmeyen, kıskançlıktan deliye dönerek kurbanın kabul edildiği kardeşini öldürmeye karar verdi. Ona dedi ki: «Seni kesinlikle öldüreceğim.»
Peki sonra ne mi oldu? Yüce Allah’ın bize anlattığı bu hikâyenin devamını dinleyelim:
Okuyor
«O da dedi ki: «Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder.
28. Andolsun ki sen öldürmek için bana el uzatsan bile, ben öldürmek için sana elimi kaldıracak değilim! Zira ben âlemlerin rabbi olan Allah’tan korkarım.
29. Ben diliyorum ki sen hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenesin, cehennemliklerden olasın! Zalimlerin cezası işte budur.»
(Kur’an-ı Kerim; Mâide,5:27-29)
Bunun üzerine Allah’ın kurbanını kabul etmediği Kabil, kardeşine onu mutlaka öldüreceğini söyledi. «Ama benim suçum ne?- diye sordu Habil. Yaşadığın sıkıntının sorumlusu ben değilim, sen kendinsin. Çünkü Allah, ancak Ondan korkanlardan kabul eder. Sende Allah korkusu yok, bu yüzden Allah senin kurbanını kabul etmedi.»
Şu sözlere dikkat edin:
«Şüphesiz Allah, yalnızca takva sahiplerinden kabul eder.»
Bunlar çok önemli kelimeler. Onlar, Allah korkusu gibi bir şeyin büyük önemine işaret ediyorlar – buna Arapça takva denir. Takva nedir? Bu, insanın Allah’ın azabından korunmak için harekete geçmesidir. Peki bunu nasıl yapabilir? O’nun mükafatını umarak Allah’ın emirlerine uyar ve O’nun azabından korktuğu için haram kıldığı şeylerden sakınır. İşte bu Allah korkusudur. İnsanın her iki dünyada da mutluluğa kavuşmasının nedeni budur. Bir bilseniz ne kadar hayır getirir ve ne kadar kötülükten korur.
Birincisi, takva, Allah tarafından işlerimizin kabul edilmesinin sebebidir. Kim Allah’ın emirlerine ve yasaklarına sadık kalarak, Kur’an’ın ve Sünnetin kendisine öğretildiği şekilde, Allah’ın gazabından ve azabından sakınmak isterken, bunu Allah için samimi bir şekilde yerine getirirse, Allah’ın o’nun iyiliğini o’ndan kabul ettiği şeyle mükafatlandırılır, örneğin namaz, dualar, oruç, hac, fedakârlık, sadaka vb. İşte bu yüzden Habil, Kabil’e, kurbanının reddedilme sebebini ona açıklayarak şöyle demişti: «Şüphesiz Allah, takva sahiplerinden kabul eder.» Yani, senin sakınmaman ve Allah’ın azabından kaçınma arzunun olmaması, kurbanının reddedilmesine neden oldu.
Artı takva, insanı Allah katında en saygıdeğer insanlardan biri yapar. Yüce Allah buyuruyor ki:
إن أكرمكم عند لله أتقاكم
«Şüphesiz Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır.»
(Kur’an-ı Kerim; Hucurât, 49:13)
Ayrıca Allah, takva sahibi insanlara helâl ve güzel geçim araçları gönderir. Kuran diyor ki:
ویرزقھ من حیث لا یحتسب2ومن یتق لله یجعل لھ مخرجا
«Kim Allah’a saygısızlıktan sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu gösterir. Ve ona hiç beklemediği yerden rızık verir.»
(Kur’an-ı Kerim; Talâk,65:2-3)
Allah, takva sahibi insanların işlerini kolaylaştırır. Yaradan der ki:
ومن یتق لله یجعل لھ من أمره یسر ا
«Kim Allah’a saygısızlıktan sakınırsa Allah ona işinde bir kolaylık verir.»
(Kur’an-ı Kerim; Talâk, 65:4)
Allah korkusu, günahlardan arınmanın, Allah’tan mağfiret ve büyük bir mükâfat almanın yoludur. Yaradan der ki:
ومن یتق لله یكفر عنھ سیئاتھ ویعظم لھ أجر ا
«Evet, kim Allah’a saygısızlıktan sakınırsa Allah onun kötülüklerini örter ve ona büyük bir karşılık verir.»
(Kur’an-ı Kerim; Talâk, 65:5)
Allah korkusu, Allah’tan yardım ve zafer kazanma sebebidir ve Allah’ın sevgisini kazanmanızı sağlar. Yaradan der ki:
إن لله مع الذین اتقوا والذین ھم محسنون
«Çünkü Allah takvâ ile hareket edip iyiliği seçenlerin yanındadır.»
(Kur’an-ı Kerim; Nahl, 16:128)
إن لله یحب المتقین
«Şüphesiz Allah günahtan sakınanları sever.»
(Kur’an-ı Kerim; Tevbe, 9:7)
Allah’tan korkan kimseler, Allah’ın evliyalarıdır. Yaradan buyurur:
ألا إن أولیاء لله لا خوف علیھم ولا ھم یحزنون – الذین آمنوا وكانوا یتقون
«Bilesiniz ki Allah dostlarına asla korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler. Onlar ki, iman etmişler ve takvâya ermişlerdir.»
(Kur’an-ı Kerim; Yûnus, 10:62)
Nihayet Allah korkusu insanı Cehennemden kurtarır ve Cennete götürür.
Allah buyurur:
وسیجنبھا الأتقى
«Malını Allah yolunda verip arınan takvâ ehli ise ondan (ateşten) uzak tutulur.»
(Kur’an-ı Kerim; Leyl, 92:17)
Ve buyurur:
تلك الجنة التي نورث من عبادنا من كان تقیا
«Kullarımızdan takvâ sahibi kimselere vereceğimiz cennet işte budur.»
(Kur’an-ı Kerim; Meryem, 19:63)
Sevgili kardeşlerim! Allah korkusu (takva), bu dünyada biriktirebileceğimiz en güzel şey olan Allah’a ve O’nun cennetine giden yolda en önemli gıda ve bagajımızdır.
Allah buyurur ki:
وتزودوا فإن خیر الزاد التقوى واتقون یا أولي الألباب
«Azık edinin; kuşkusuz azığın en hayırlısı takvâdır. Öyleyse bana saygı duyun, ey akıl sahipleri!»
(Kur’an-ı Kerim; Bakara, 2:197)
Ey Allah’ın kulları, hatırlayın ki hayat kısadır, ölüm ansızındır.
Allah’tan korunmaya özen gösterin, çünkü gece olunca, o sabaha görebilecek miyiz hiçbirimiz bilmiyoruz. Kaç sağlıklı insan aniden ölüverir oysa kaç hasta daha bir süre yaşar.
Ey insanoğlu! Her saniye ölüme yaklaşıyorsun ve o sana yaklaşıyor. Dünyevi sürenizin sonuna doğru hızla ilerliyorsunuz, hayatımızın günleri yol kenarındaki sütunlar gibi hızla geçiyor. Bu hayatta ölümden daha gerçek bir şey var mı … ama bu gerçeklik uzak planlarımız ve hayallerimiz tarafından gizleniyor. Bir insanın gençliğinde Allah’a kulluğu ihmal etmesi ne kadar tiksindiricidir, fakat Allah’ı başı ağarmış saçlarla dolduğunda unutması daha da korkunçtur. Bu dünyadan Allah korkusu yüküyle ayrılmak için her türlü çabayı gösterin, çünkü hayatınız çok az olan günlerin toplamıdır.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) insanların mutluluğunu arzulayarak onlara Allah’tan korkmalarını çok sık emretmiştir. Veda haccında bir hutbede şu sözleri sarf etti:
اتقوا لله [ ربكم ] وصلوا خمسكم وصوموا شھركم وأدوا زكاة أموالكم وأطیعوا ذا أمركم تدخلوا جنة ربكم
«Rabbinizden korkun, beş vakit namazı kılın, sizin için belirlenen ayda oruç tutun, mallarınızdan zekât verin, emirlere itaat edin, sonra Rabbinizin cennetine girersiniz!»
(at-Tirmizi, 616; İbn Hibban, 4563)
Hikayemize geri dönelim. Habil, kendisini öldürmek isteyen kardeşine, onun Allah’tan korkmadığı için Allah’ın kurbanını kabul etmediğini, çünkü Allah’ın ancak takva sahibi insanlardan kabul ettiğini açıkladı.
Ve daha sonra kardeşine şöyle dedi:
Andolsun ki sen öldürmek için bana el uzatsan bile, ben öldürmek için sana elimi kaldıracak değilim! Zira ben âlemlerin rabbi olan Allah’tan korkarım.
Bu salih, imanlı, dindar adamın sözlerine kulak verin. Kendisini suçsuz yere öldürmekle tehdit eden günahkâr ve kötü kardeşine şöyle der: «Senin günahlarına cevap vermeyeceğim, günahta senin gibi olmak istemiyorum, çünkü ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Haksız kan dökerek O’na kavuşmaktan korkuyorum.» İşte iman insanı böyle yapar, onu hayırlara teşvik eder, şer ve kötülükten korur, doğrusu insanı büyük amellere sevk eder. Ebu Bekir’in örneğini hatırlayalım. Ebu Bekir, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘in en yakın arkadaşıydı ve Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘den sonra Müslüman cemaatindeki en iyi insan idi. Mekkeli müşrikler Peygambere saldırdıklarında, Ebû Bekir’in imanı onu Resûlullah’ı korkusuzca savunmaya sevk etti ve şöyle dedi: «Siz sadece onu Rabbim Allah’tır dediği için mi öldürmek istiyorsunuz?» Başka bir zaman da şöyle bir olay meydana gelmiş: Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) insanları Yüce Allah yolunda sadaka vermeye teşvik etmiş. Ebu Bekir’in inancı onu eve gitmeye ve tüm mallarını sadaka olarak getirmeye teşvik etmiş. «Ey Ebu Bekir, sen evinde ailene ne bıraktın?»– diye sormuş Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ona. «Onlara Allah’ı ve Resulünü bıraktım!» – Ebu Bekir cevap vermiş. İşte gerçek iman insanı böyle yapar.
«Ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım!»- dedi Habil. Allah’ın azabından korkmak, nerede olursanız olun Allah’ın sizi görüp işittiğini, hiçbir şeyi unutmadığını ve gözden kaçırmadığını bilmek, mümini günahlarından ve gaddarlıklarından vazgeçirir. İnsanın imanı ne kadar güçlü olursa, Allah’a ne kadar çok ibadet ederse hem insanların yanında hem de yalnızlıkta O’ndan o kadar çok korkar. Peygamberin Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘in yoldaşlarından biri olan Ebu Zarr şöyle dedi: «Sevdiğim (yani Peygamber), sanki onu görüyormuşum gibi Allah’tan korkmamı emretti, eğer onu göremiyorsam, şüphesiz O beni görüyor» dedi.
Çölde yalnız başına bir kadın vardı ve Bedevi onu zina günahına yönelmeye başladı ve ona: «Korkma, çünkü bizi yıldızlardan başka kimse göremez » dedi. O da cevap verdi: «Yazıklar olsun sana! Peki ya yıldızların Rabbi!.»
Daha sonra Habil kardeşine şöyle dedi:
«Ben diliyorum ki sen hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenesin, cehennemliklerden olasın! Zalimlerin cezası işte budur.»
Yani seninle savaşmayacağım, eğer benimle savaşmaya başlarsan, ellerimi tutacağım, çünkü bir cinayet olursa, bunun benden gelmemesini, günahın ağırlığını diğer günahlarına ek olarak ben değil de senin taşımanı ve Cehennem ateşinde olmanı istiyorum. Ayrıca, birine zulmeden kişi, Kıyamette, haksızlığa uğrattığı, azarladığı veya öldürdüğü kimseye salih amelleriyle karşılığını ödeyecektir. Artık onun tek bir hayır işi kalmayınca, haksızlığa uğrattığı kişinin günahlarını alacak ve ona atacaktır. İşte zalimlerin, zülmedenlerin ve vicdansızların durumu budur.
Habil bu sözleri, kardeşine öğüt vermek, onu kötü niyetinden uzaklaştırmak, onu bekleyen azapla korkutmak ve böylece onu kurtarmak amacıyla söyledi. Kendisini cehennem ateşiyle korkutmaya başladı – dayanılmaz ve var olan tüm ıstırabın en acı verici olanı- ama … kardeşi ne korktu ne durdu ne de niyetinden vazgeçti.
Daha sonra ne olduğu hakkında bir sonraki görüşmemizde konuşuruz inşallah. Allah sizden razı olsun.
Son yorumlar